Siyasi tartışmalar ve ekonomik dalgalanmaların ötesinde, asıl tehlikenin kurumlara ve bireyler arası ilişkilere duyulan güvenin sarsılması olduğunu belirten İsmail Ak, "Araştırmalar, Türkiye’de bireyler arası güven oranlarının son derece düşük seviyelere gerilediğini gösteriyor. Adalet sistemine ve temel kurumlara olan inancın keskin şekilde zayıflaması, toplumsal bir çözülmeye işaret etmektedir" dedi.
Güven krizinin en tehlikeli boyutunun genç kuşaklar üzerinde görüldüğünü ifade eden Ak, liyakat sistemine duyulan güvensizliğin gençleri umutsuzluğa ittiğini söyleyerek, "Gençlerimizin ‘Bu ülkede adaletle bir gelecek kurabilir miyim?’ sorusunu sorması, bir toplumun yarınını riske atması demektir. Liyakat kalmadığı ve hukuk işlemediği algısı yerleşirse, kamusal alanda gerilim ve kutuplaşma kaçınılmaz olur" ifadelerini kullandı.
Medya ve eğitim sistemindeki sorunların krizi derinleştirdiğini kaydeden Ak, "Medyada hakikatin yerini algı operasyonlarının alması ve eğitimdeki belirsizlikler, toplumu sürekli bir şüphe ve tedirginlik ortamına sürüklüyor. Bu tablo, sadece bugünü değil, sosyal dokumuzu da tahrip ediyor." dedi.
Güven duygusu yeniden inşa edilmeden sürdürülebilir bir istikrarın mümkün olmayacağını söyleyen İsmail Ak, hukukun üstünlüğünün her alanda tesis edilmesinin, emanetin ehline verilmesi ve liyakatın temel prensip kabul edilmesinin, manevi değerlerin ve toplumsal ahlakın güçlendirilmesinin gerekliliğini savunarak "Çözüm sadece idari düzenlemelerle olmaz; adaleti esas alan, şeffaf ve ahlaki bir toplumsal yenilenme zorunludur" şeklinde konuştu.