“Irak’ın kitle imha silahları var”.
Dönemin ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell Şubat 2003'te New York'taki BM'de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne hitap ederken böyle söylemişti. Bir saatlik konuşmasının içinde tam 17 kez “Irak’ın kitle imha silahlarından” bahsetmişti.
BM'deki konuşmadan bir buçuk ay sonra Başkan Bush, Bağdat'a hava saldırıları için emri verdi. Bush, televizyondan yaptığı ulusa sesleniş konuşmasında, bunun "Irak'ı silahsızlandırmak, halkını özgürleştirmek ve dünyayı büyük bir tehlikeden korumak" için başlatılan askeri operasyonun başlangıcı olduğunu söyledi.
Irak bu gerekçe öne sürülerek işgal edildi ve milyonlarca insan öldürüldü.
Emperyalistlere daha fazla kan ve gözyaşı gerektiğinde aynı gerekçe yirmi yıl sonra tekrar raftan indirildi. İran’a yapılan saldırıda revize etme gereği bile duymadan aynı argümanlar, neredeyse aynı cümlelerle kullanıldı.
“Şimdi de İran’ı silahsızlandırmak, halkını özgürleştirmek ve dünyayı İran rejiminin tehlikelerinden kurtarmak adına yeniden ‘dünyanın kurtarıcılığına’ soyundular.”
*
Bu arada bu ikiyüzlü çetenin İran'ın nükleer silah edinmesini engellemek için yaptıkları saldırı, İran’a nükleer silah üretme konusunda tarihteki en güçlü gerekçeyi sunmuş oldu.
İran’ın artık sadece gerekçesi değil, nükleer üretmek için koşulları da var. Çünkü bütün o “kükremelere” karşılık Epstein koalisyonu darmadağın. Hatta savaşı imajlarına zarar gelmeden durdurabilmek için Tahran’ın kapısını aşındırıyorlar.
Biz, emperyalizmin söylem pratiklerine geri dönelim.
İran’ın misillemeleri karşısında iç ve dış politikada tam anlamıyla köşeye sıkışan Epstein koalisyonu liderlerinden Netanyahu, son konuşmalarından birinde şöyle söylüyor:
“Hem sünni hem de şii aşırılıkçı İslam, tüm dünya için bir tehdittir.”
Dünyanın vicdanlı ve namuslu insanları biliyor ve inanıyorlar ki, bugün dünyanın geleceği için tehdit Siyonist rejimdir.
Sığınaklardaki kesif ter kokusundan dolayı bazı İsrailliler de bunun farkına varmaya başlıyorlar.
Netanyahu onlara acı, kan ve yıkımdan başka bir şey getirmedi. Yan gelip dünyanın kaymağını yiyen bu pembeler için sığınak zeminleri oldukça sert ve de soğuk. Elektrik kesintileri, videoları yarıda bırakan internet bağlantı sorunları da cabası…
Siyonist rejim son iki yılda Lübnan, Suriye, Yemen, Katar ve İran olmak üzere beş egemen ülkeyi bombaladı. Sadece Suriye’ de yüzlerce hedefi imha etti. Gazze’de on binlerce insanı canlı yayında öldürerek Hitler’i hayran bırakan bir soykırım suçu işledi! Bu kadar vahşi bir rejim İran’ı saldırganlıkla, tehdit olmakla suçlaması ise ancak kendi saldırganlığını meşrulaştırma çabasıyla açıklanabilir.
Netanyahu yargılamalardan savuşabilmek için mandrake gibi gerçekleri manipüle etmeye çalışıyor. Alenen kendi halkını kandırıyor ki en sevdiği şeylerden biri bu. Onlara asla doğruları söylemiyor, asla. “Orta Doğu’nun tek demokrasisi”nde özgür basın da “hizmetinde” olduğu için doğruların yayınlanmasına da izin vermiyor. Hatta ve hatta sosyal medya algoritmaları da hizmetinde olduğu için şii çocukların Tel Aviv’i zımbalama görüntülerini içimiz soğuyarak izleme zevkinden mahrum kalıyoruz.
İsrail’de büyük bir baskı, sansür ve gün için de sürekli sığınaklara koşulduğu için de bir spor düzeni hüküm sürüyor.
Netanyahu için savaş demek, daha fazla korku ve daha uzun ve tartışmasız iktidar demek.
Bu hikayede sivillere de sığınaklar saklanmak ve ölmek düşüyor.
Geçen akşam yaptığı, televizyonlardan yayınlanan ve sığınaklardaki İsraillilerin birkaç dakika bile dinlemeye tahammül edemedikleri o konuşmasında Netanyahu yine bilinç mühendisliğine soyundu.
“Bu operasyonun amacı İran’daki Ayetullah rejiminin oluşturduğu tehdidi ortadan kaldırmaktır. Kırk yedi yıldır İran’daki kötü rejim ‘İsrail’e ölüm’, ‘Amerika’ya ölüm’ sloganları atıyor.”
Aynı Netanyahu birkaç cümle önce sünni ya da şii fark etmeden İslam’ın tüm dünya için “tehdit” olduğunu söylemişti.
Faklı ülke ve coğrafyalarda iki milyar müntesibi olan bir dini “tehdit” ilan edecek kadar fütursuzlarmış ama “İsrail’e ölüm” sloganından alınmış narsistik bir rejim var karşımızda.
Yine konuşmada İran için: “Ayrıca İsrail’i haritadan silmek amacıyla nükleer bombalar ve on binlerce füze geliştirmek için büyük kaynaklar harcadı.”
Midesi her ekşidiğinde çevresindeki ülkeleri bombalayan ve gerektiğinde komşularına karşı kullanabileceği nükleer silahlara sahip bir psikopat bir hükümetin bundan şikâyet etmesi emperyalistlerin bilinç mühendisliği çalışmalarının bir sonucu.
Mesela diyor ki: “Eğer birileri Ayetullah rejiminin ne kadar öldürücü olduğunu görmek için daha fazla kanıt arıyorsa, geçen ay yaşananlara baksın.”
Bunu söyleyen Norveç Başbakanı değil, Netanyahu!
Gazze’de çoğu çocuk ve kadın on binlerce insanı bombalayan; mabetleri, hastaneleri, okulları, çocuk parklarını, yardım kuruluşlarını yerle bir ederek hiçbir hukuk tanımadığı tescilleyen kirli bir rejimin lideri böyle konuşuyorsa, kitlesini manipüle etmekten ve Gazze’de işlediği suçları örtbas etmekten başka bir amaç gütmüyordur.
“İran’daki tiranlar nükleer ve füze programlarını yeniden inşa etmek ve bunları yer altına saklamak için planlar yaptılar. Eğer onları şimdi durdurmazsak, yakında dokunulmaz hâle gelecekler.”
Gerçeklerin ayyuka çıktığı, kimin saldırgan olduğu konusunda tartışmasız delillerin orta yerde durduğu bir dünyada Orwellvari bu söylemler hâlâ uykuda olanlar dışında kimseye etki etmeyecektir.
Özetle sapı samanı ayırdığında özetli şunu söylüyor.
“Karşımızda şeytan var, varoluşsal bir tehditle karşı karşıyayız, bunun için de önleyici saldırı da olmak üzere her şeyi yapmaya hakkımız var.
Dolayısıyla ‘İsrailli kardeşlerim’, zor günler geride kaldı, şimdi daha zor günler sizi bekliyor. Bu arada da kararlılık, birlik, beraberlik, geri adım atmamak falan…”
Büyüklere masallar yani.
O kadar uzun konuşmanın içinde aile üyelerini kaybedenlerden, evlerini terk etmek zorunda kalanlardan, sığınaklarda yaşamaya mahkûm edilen insanlardan tek bir cümleyle bile söz etmedi.
Çünkü bu hikâyede insanlara yer yok.
Siyonizm’in iktidarda kalma mücadelesinde İsrailliler de, İranlılar da, bombalanan diğer ülkelerin masum insanları da sadece dolgu malzemesi.
Gerçek bu kadar çıplak.
Ve bu yüzden dünya artık bu hikâyeye inanmıyor.