Abdurrahman DİLİPAK

Abdurrahman DİLİPAK

'İş Bankası' derken, aman ha!

'İş Bankası' derken, aman ha!

Yine İŞ Bankası hisseleri gündemde. Bu benim çok eskiden beri konuşup yazdığım bir konu. Başka bir çok kişi de bu konu üzerinde yazdı-çizdi. 15 senedir de İş Bankası hisselerinin sahiblerine devri konusunu yazıp çiziyorum. Bugün gelinen noktada, “Turpun büyüğü” olarak İş Bankası konusunun gündemde olduğu konuşuluyor.

Aman ha, sakın, İş Bankası hisselerini alıp, tamamını Hazineye devretmeyin. Bu İş Bankasının kurulması ve CHP tarafından yönetilmesi kadar büyük bir cinayet olur. İş Bankasındaki Hilafet fonundan aktarılan paraları alıp, Spor Toto gelirleri, Milli Piyango gelirleri, Eğlence sektörü, Müskirat sektöründen gelen paralara karıştırıp, sonra da oradan Kültür Bakanlığı üzerinden Karnaval giderlerine harcayacak olursanız, Allah’ın gazabı, laneti yakanızı bırakmaz.

Orada sadece hilafet fonundan gelen gelen, ya da zekat paraları değil, evet Hazine’nin de payı var, Cumhurbaşkanlığının da, Afyon Terakki bankasının da, hatta bazı CHP’lilerin de payları var. Evet CHP’li, Atatürkçü kişilerin de payları var. Herkesin hakkını kendine vereceksiniz.

En büyük hisse Hilafet fonundan gelen para. Sadece bu parayı gasbetmediler, İslam’da haram olan Riba esasına göre kurulmuş bir bankaya sermaye yaptılar. Onu da bazı kişilerin hesabına ortaklık payına çevirip oradan elde edilen gelirleri de Atatürk Orman Çiftliği gibi işletmelerde Şarap, Rakı, Bira fabrikası gibi kurumlar için sermaye ve kredi olarak kullandılar. O da yetmedi, Hilafet fonu’nun parasının yönetimini daha sonra Laikçi, ezanı yasaklayan, başörtüsünü yasaklayan, bir çok camiyi kapatan, hacı-hoca demeyi bile yasaklayan bir partiyi ortak ettiler. Dahası oradan elde edilen gelirle de, Türk dili’ni, yazısı’nı değiştiren, İslam tarihini ve Osmanlı tarihini aşağılamak üzere kurulan bir kurumun finansmanında kullanma şartı getirdiler. Devlet gasbedilen bir sermayenin bazı şahıslar üzerine sermaye kaydı ile, onların vasiyetine dayalı bir tasarruf düzeni kurdular.

Bu bankada gerçek pay sahibi sadece Hilafet fonu değil, İttihat Terakkinin kurduğu 1917’de 1 milyon Osmanlı Lirası sermaye ile kurulan “İtibarı Milli Bankası”nın parası da İş Bankasına aktarıldı. Bu Bankanın kaynakları da Osmanlı hazinesinden alınmıştı. Dolayısı ile buradan gelen paraların Hazineye deviri gerekir. 1980’deki İş Bankasının sermaye artırımına gitmesi sonucu Kenan Evren hazineden verdiği parayı İş Bankasına yatırmıştır ki, bu sermaye artırım karşılığı da geldiği yerden tekrar hazineye devri gerekir. Daha sonra “Afyon Terakki Bankası”nın sermayesi de İş Bankasına aktarılmıştı.. Bu banka Malta sürgününden dönen kişilerin bankası idi. Bu bankadan İş Bankasına kasasına giren bu paraların karşılığının hisse senedi olarak, hak sahiplerinin varislerine ödenmesi gerekir.

CHP hisseleri meselesi çok karışık bir konudur. Banka kuruluşunda parti teşkilatlarına çevrelerinde İş Bankasına ortak olmak isteyen sanayici, tüccar, çiftlik sahipleri ile görüşülerek, almak istedikleri hisse sayısına göre parti tarafından makbuz karşılığı para toplanması ve bunların genel merkeze gönderilmesi, bu paraların karşılığı hisse senedinin daha sonra gönderileceği belirtilmişse de, iddia o ki bir çok kişiye bu hisse senetleri gönderilmemiş, bu hisse senedleri, partinin genel merkez ve taşra teşkilatlarının zimmetine geçmiştir. Bunlardan bazılarına ise kredi verilmek sureti ile, hisse senedleri karşılığı olarak kendilerine uygun kredi verildiği söylenerek konunun üstü örtülmeye ve geçiştirilmeye çalışılmıştır. Hala bu banka hisse senedi için ellerinde parti makbuzu olan hak sahipleri vardır. Bu hisse senetlerin de hak sahiplerinin varislerine intikalinin sağlanması gerekir. Yani CHP yöneticilerinin zimmetindeki hisselerin CHP üyelerine ya da diğer hak sahiplerine verilmesi gerekir.

Hilafet fonundan gelen paraların Vakıflar Genel Müdürlüğüne ve Diyanete aktarılması gerekir. Hatta bu hisselerden oluşan para ile Mülkiyeti vakıflar idaresine ve Diyanet ile, yeni katılacak dini vakıfların iştirakleri ile yeni bir katılım bankasına dönüştürülebilir. Böylece, Hac, Umre, Zekat fonlarının finansal açıdan doğru değerlendirilmesi için bu konu ayrı bir anlam kazanabilir.

Türkiye İş Bankası, 17.2 - 4.3.1923 tarihleri arasında İzmir’de toplanan “İktisad Kongresi”nin ardından 26 Ağustos 1924 tarihinde Mustafa Kemal’in talimatıyla 1 Milyon lira sermaye ile ilk milli banka olarak kuruldu. Kuruluş gayesi, İzmir İktisad kongresinde alınan kararların hayata geçirilmesi, Milli Burjuvazinin örgütlenmesi, özel girişimi desteklemek ve ekonomik kalkınmayı finanse etmek olarak tanımlanabilir. Bankanın Kurucu Ortakları Cumhuriyet Halk Fırkası, Mustafa Kemal, İlk genel müdür olarak Celal Bayar, Davud bey, Hakkı bey, Rıza Nur bey, Fethi bey, Nail bey, Ali Şevki bey gibi isimlerdi. Bu sermayenin büyük kısmı doğrudan ya da dolaylı olarak devlet destekli ve özel sermaye katılımıyla sağlanmıştır. Sermayenin dağılımı ve pay sahiplerinin oranları kuruluş aşamasında detaylı olarak belirtilmemiştir, ancak Cumhuriyet Halk Fırkası üzerinden anadoludan önemli bir para toplanmıştır. önemli bir hissesi olduğu bilinmektedir. Garibtir ki, İş Bankasının ortaklarının tam listesine ulaşmak, Merkez Bankasının gerçek ortaklarının hisselerine ulaşmak gibi güçtür.

İzmir İktisat Kongresi, kongreye çiftçiler, tüccarlar, sanayiciler ve işçiler gibi farklı kesimlerden temsilciler katılmıştır ve bunların daha sonra bankaya ortak olabileceklerinin not edilmesi gerekir.

Kongrede "Milli Ekonomi" anlayışı benimsenmiş ve "Misak-ı İktisadi" (İktisadi And) ilan edilmiştir. Ancak bazı çevreler, İstanbul’un işgali sırasında Saray ve hazinenin yağmalanması ve Filistin, Şam, Irak cephesinden geri çekilirken, bölgedeki Osmanlı devletine ait, tapu, hisse senedi, para, altın ve gümüşlerin de işgal döneminde İskenderun üzerinden İstanbul’a getirildiği ve bu paraların daha sonra Karadeniz üzerinden Tuna nehrinin Romanya sahilindeki deniz bağlantısı olan Constanta limanı üzerinden İsviçre’ye götürüldüğü ve bu paranın bir kısmının tekrar Türkiye’deki öncelikle Musevi ve diğer gayri Müslimlere kredi olarak aktarıldığı iddiaları da vardır.

Zaten İsviçre dediğiniz Galata bankerleri ve Tophane çevresindeki saat ve mücevher imalatçılarının İsviçreye göçmesi ile gerçek cazibe merkezi olmuştur. İstanbul’un işgali ayrıca bu açıdan da önemli. önemli. İngilizler 30 Ekim 1918’de Mudanya Mütarekesi'nin imzalanmasından hemen sonra 13 Kasım 1918’de işgale Büyükçekmece’den başladılar. Fransızlar, 16 Mart 1919 tarihinde İstanbul’a gelerek Galata ve Beyoğlu bölgelerinden işgale başladılar. Ruslar, 1919'un sonunda İstanbul’a geldi, ancak Rusya’da Bolşevik Devrimi (1917) sonrasında, İstanbul’dan ayrıldılar. Rus birlikleri, özellikle İstanbul Boğazı etrafındaki bazı bölgelere yerleştiler. İngilizler ve Fransızlar ise 29 Ekim 1923de Türkiye Cumhuriyeti’nin ilanı ve 24 Temmuz 1923’ de Lozan Antlaşması’nın imzalanmasıyla hukuken sona erdi. En son İngiliz birliği 6 Ekim 1923’de İstanbul’dan ayrıldı.

Bugün bu konu burada bitmeyecek, yarın da devam edeceğim de, bu konunun idare ve yargı yoluyla değil, önce TBMM’de kurulacak bir “araştırma komisyonu” ile, “efradına cami, ağyarına mani” anlamda incelenmesi, hak taleplerinin değerlendirilmesi sureti ile çok yönlü ele alınması ve daha sonra da yargı kararı ile konuya nihai bir çerçeve çizilmelidir. Eğer dava konusu olabilecek olan başkaca hususlar varsa da, onlar ayrıca yargı kanalı ile sonuçlandırılması gerekir. Konu öyle, İdare, CHP, Banka, Yargı üzerinden çözülecek bir konu değil. Zaten hala devam eden davalar var, onların da dikkate alınarak doğru bir yol takip edilmesi gerekir.

İş Bankasının yönetimi, bugünlere ilişkin kredilerde usulsüzlük, iştiraklerde yolsuzluk, partizanca kadrolaşma, bankamatik personeller gibi iddialar varsa elbette o ayrı bir konudur ve onun soruşturulacağı yer yargıdır.

1917 yılında İttihat ve Terakki Cemiyeti tarafından “Osmanlı İtibar-ı Milli Bankası” kuruldu.. Mustafa Kemal aslında bu bankayı model aldı. İtibar-ı Milli de kamu kaynaklarını kullandı ve hatta her iki bankanın sermayeleri de 1’er milyon lira idi. İş Bankasının yönetiminde nasıl CHP var idi ise, İtibarı Milli Bankasının yönetiminde de İttihat Terakki Cemiyeti/Partisi üyeleri vardı. Mustafa Kemalin İş Bankası için model olarak bu bankayı kullandı. İş Bankası nasıl CHP öncülüğünde kuruldu ise İttihat ve Terakki Cemiyeti öncülüğünde, Osmanlı tüccarları ve sanayicileri tarafından kurulmuştu.

Mustafa Kemal İzmir konferansının ardından 1924 Temmuz ayı Bakanlar kurulu toplantısında "Vatanı kurtaracak ve yükseltecek tedbirlerin başında olarak halkın doğrudan itibar ve itimadından doğup meydana gelen tam manasıyla modern ve milli bir banka kurulması” fikrini ortaya atmıştı. Bu fikirlerin İtibari Milli Bankası’nın kuruluşunda da “Osmanlı Devleti'nde milli sermayeye dayalı bir bankacılık sistemi kurmak ve yabancı sermayeli bankalara karşı yerli girişimcileri desteklemek, Tarım, sanayi ve ticareti finanse etmek, Osmanlı Devleti'nin ekonomik bağımsızlığını artırmak” şeklinde ifade edilmişti. Yine İtibari Milli de olduğu gibi, kamu kaynaklarının kullanılması fikri, Mustafa Kemal tarafından söz konusu Bakanlar kurulunda şu şekilde dile getirilmişti: “büyük sermayeli milli bir tedavül bankası teşkil edilerek sermayesinin yalnız ahali tarafından temini kabil olmadığı takdirde bir kısmının hükûmet tarafından hisse senedi satın alınmak suretiyle temini ve mütebaki sermayenin münhasıran Türkler’e aidiyetine dikkat edilmelidir”.

TBMM bu konuyu ele alacaksa, bu anlamda Osmanlı dönemindeki İtibari Milli ile ilgili kayıtlardan başlamalı, Afyon Terakki Bankası, CHP üzerinden toplanan paralar, Hazineden aktarılan paralar hepsi tek tek ele alındıktan sonra sonuca gidilmelidir. Yarın, kaldığımız yerden devam etmek üzere, selam ve dua ile.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Abdurrahman DİLİPAK Arşivi